Araştırmalar, çocuk sahibi olmanın tek başına bir mutluluk garantisi olmadığını gösteriyor. Aksine, çocuk sahibi olmak hayli stresli bir süreçtir. Ebeveynlik söz konusu olduğunda, çoğu zaman iki farklı yöne kayma eğilimi gösteririz; ya kendi ebeveynlerimizin yaptıklarını tekrar ederiz ya da onların yaptıklarının tam tersini yapmaya çalışırız. Ancak bu noktada, “orta yol” kavramı devreye girer: yani ne aşırı kuralcı ve mesafeli ne de sınırsız ve yönsüz bir ebeveynlik yaklaşımı. Duygulara odaklı ebeveynlik, bu dengeyi kurabilmenin en güçlü yollarından biridir.
Elbette, çocuk–ebeveyn ilişkilerinde pek çok hassas nokta bulunmaktadır. Ancak, bu yazıda özellikle üzerinde durduğum konu, duyguları göz ardı etmeme konusunda kendimizi geliştirmek, duyguların farkına varmak, duygulara odaklı ebeveyn olmak ve böylece çocuklarda öfke, hırs, kıskançlık gibi negatif duyguların kontrolünü sağlamayı kolaylaştırmaktır. Çünkü duygular bastırıldığında yok olmaz; aksine, ifade edilmediklerinde davranışlar aracılığıyla ortaya çıkarlar.
Duyguları Reddeden Bir Kültürde Ebeveyn Olmak
Gottmann, duyguları reddeden bir kültürde yaşamaya eğilimli olduğumuzu; kültürel olarak duygularla temas etmekten rahatsızlık duyduğumuzu ifade eder. Benzer şekilde, bu durum bizim kültürümüz için de geçerlidir. Duygulara dair sistemli bir eğitim vermeyiz; daha çok, rasyonellik, kurallar ve “olması gerekenler” üzerinden hareket ederiz. Ebeveynlerimiz de çoğunlukla kendi duygularını rahatça ifade edemedikleri ya da duygularına değer verilerek yetiştirilmedikleri için, farkında olmadan duyguları reddetmeye yatkın bir tutum geliştirmiştir. Sonuç olarak, bu yaklaşım kuşaktan kuşağa aktarılan bir duygusal kopukluğun oluşturduğu bir zemindir.
Duyguları önemsemeyen aileler, çocuğu negatif bir duygu içinde gördüklerinde (üzgün veya öfkeli), çoğu zaman bu duyguyu kabullenmek ve anlamaya çalışmak yerine ihmal ederler ya da duyguların iyice yükselmesini beklerler. Hatta, “Ne var bunda üzülecek?”, “Güçlü ol”, “Ağlama” gibi minimize edici ifadeler kullanırlar. Oysa çocuk için “küçük” görünen bir olay, onun dünyasında çok büyük bir anlam taşıyabilir. Çoğu zaman iyi niyetle söylenen ancak duyguyu geçersiz kılan böyle ifadeler, çocukların iç dünyasında anlaşılmama ve yalnızlık hissi yaratabilir.
Duyguları Odaklı Ebeveynlik
Öncelikle duygulara odaklı ebeveynlik; duygusal zekânın önemsendiği, duyguların ne olduğunu bilmenin, onları tanımlayabilmenin ve sağlıklı yollarla ifade edebilmenin değer gördüğü bir yaklaşımı ifade eder. Aynı zamanda, kişinin dinlenmeye ve anlaşılmaya değer olduğunu hissetmesi anlamına gelir. Bu sayede duygular ifade edilebilir ve karşılık bulur. Aslında duygulara odaklı ebeveynliğin ilk adımı duyguyu fark etmektir; yalnızca buna dikkat etmeye başlamak bile önemli bir başlangıçtır. Bu süreç ise, kişinin önce kendi duygularını fark etmesiyle başlar.
Duygulara Odaklanarak Çocuğu Anlamak
Ebeveynlik, çocuğu “düzeltmeye” çalışmaktan çok onu anlamayı öğrenme sürecidir. Böyle bir anlayış, çocuğun kendisini güvende hissetmesine ve ilişkide bağ kurabilmesine zemin hazırlar.
Bununla birlikte, kendi duygularının farkında olmak, bu duyguları rahatlıkla ifade edebilmek ve gerektiğinde onları en uygun şekilde nasıl dile getirebileceğini düşünebilmek bu sürecin temelini oluşturur. Dolayısıyla, çocuğun duygularını önemseyebilmek için önce kişinin kendisine ve kendi duygularına alan açması gerekir. Çünkü, kendini yansıtamayan bir ebeveynin bunu çocuğuna sunabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle kişinin kendine dönmesi, bedenine ve iç dünyasına kulak vermesi önemlidir; duygular oradadır, çoğu zaman kalbin tam ortasında. Zamanla bu farkındalık geliştikçe, duyguları bir öğretme fırsatı olarak görmek de kolaylaşır.
Çocuklar özellikle, söylenenlerden çok, yetişkinlerin duygularla kurduğu ilişkiyi gözlemler ve model alırlar.
Bazen çocukların yaşadığı yoğun duygular ebeveynleri endişelendirebilir. Bu gibi durumlarda, çocukla konuşmak ve anlamaya çalışmak yerine, “çocuk olma” gibi ifadelerle onu içinde bulunduğu duygudan uzaklaştırmaya çalışabilirler. Duygulara odaklanmak ve dinlemek yerine, daha eleştirel, yargılayıcı ya da taraf tutan bir tutum sergileyebilirler. Oysa, duygular bir öğretme fırsatı olarak görüldüğünde, yapılması gereken yalnızca “üzgün görünüyorsun, üzgün mü hissediyorsun?”, “üzgün görünüyorsun, senin için yapabileceğim bir şey var mı?” ya da “konuşmak istersen buradayım” gibi ifadelerle iletişim kurmaktır.
Bu tür ifadeler çocuğa, “Duygun benim için önemli ve bu hâlinle kabul ediliyorsun” mesajını verir.
Aktif Dinleme ve Anlaşılma
Bu yaklaşım, ebeveynlere çocuklarını aktif biçimde dinleme ve gerçekten anlamaya çalışma imkânı tanır. Ayrıca, aktif dinleme; eleştirmekten, yargılamaktan ya da nasihat vermekten oldukça farklı bir duruştur. Çocuğun duygularını anlamaya ve bu duyguları yönetmeyi öğrenmesine eşlik etmeyi mümkün kılar. Sonuç olarak, kendini anlaşılmış ve değerli hisseden çocuklar ise daha mutlu, daha dayanıklı, duygularıyla baş edebilen ve onları düzenleyebilen bireyler olarak gelişirler.
Nitekim, araştırmalar da duyguları anlaşılan çocukların stresle başa çıkma becerilerinin ve sosyal ilişkilerinin daha güçlü olduğunu ortaya koymaktadır.
Kızgınlığı değil merakınızı ortaya koyun
Bu yaklaşım, yalnızca çocuğunuzla olan ilişkinizde değil; arkadaşlarınızla, eşinizle veya partnerinizle kurduğunuz ilişkilerde de geçerlidir. İnsanlar çoğu zaman olaylara tepkisel biçimde yaklaşır. Kendilerini incinmiş, değersiz veya öfkeli hissedebilirler; ancak çoğu zaman gerçekten ne hissettiklerinin farkında olmadan sadece tepki verirler. Bu, genellikle öfkenin yönlendirdiği bir tepkidir. Meraklı olmak ise, tepki vermek yerine, kişinin gerçekte ne hissettiğini anlamaya çalışmak demektir. Bu noktada, davranışı çocuktan ayırmak kritik öneme sahiptir. Davranış uygun olmayabilir; ancak bu, çocuğun kötü olduğu anlamına gelmez.
Merak bağ kurar; öfke ise kopuşa yol açar.
Duygulara Sınır Koyun
Duygulara odaklanırken, elbette problemli davranışlara sınırlar koymak da gereklidir. Buradaki ideal yaklaşım, “Duygularını ifade etmeni ve öfkelenmeni anlıyorum; ancak bu duyguları yaşarken başkalarına zarar vermen doğru değil” mesajını net biçimde vermektir.
Bir çocuk sürekli olarak “kötü” olduğu mesajıyla büyürse, bu algı zamanla benlik kavramının bir parçası hâline gelir ve kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşebilir. İnsanlar, kendileri hakkında neye inandırılırlarsa, çoğu zaman o yönde davranır.
Buna karşılık, ebeveyn çocuğun iyi bir insan olduğuna dair temel bir inancı varsa ve bu inancı çocuğa hissettiriyorsa, çocuk hata yaptığında bile sevildiğini ve değerli olduğunu bilir. Bu çok güçlü bir mesajdır. Ancak bu mesaj, “Sen mükemmelsin ve yaptığın her şey doğru” anlamına gelmez; çünkü bu tür bir yaklaşım, narsisistik eğilimler gibi farklı sorunlara yol açabilir. Bu nedenle, çocuğun değerini kabul ederken aynı zamanda sınırlar koyabilmek önemlidir. Çocuğu davranışından ayırmak bu yaklaşımın temelini oluşturur.
Özellikle, “Seni seviyorum ama bu davranışı kabul etmiyorum” mesajı, çocuğun özdeğerini korur ve güvenli bir duygusal alan sağlar.
Rol Model Olun
Çocukların bu yaklaşımı içselleştirebilmeleri için, ebeveynlerin de öfkelendiklerinde benzer bir tutum sergileyerek rol model olmaları gerekir. Bu nedenle, iyi bir rol model olabilmenin temelinde, kendi duygularını tanımak, onları doğru ve sağlıklı şekilde ifade edebilmek ve gerektiğinde profesyonel destek almaktan çekinmemek yer alır. Söylenenlerle yapılanlar örtüşmediğinde, çocuklardan beklenen tutumların karşılık bulması da gerçekçi olmaz.
Çocuklar tutarlılığı hisseder; söylenenle yapılan arasındaki farkı çok net biçimde algılarlar.
Duyguları Bir Öğretme Fırsatı Olarak Görmek
Bazen ebeveynler, çocuklarının yoğun duygularını gördüklerinde rahatsızlık hisseder veya bu duygular karşısında ne yapacaklarını bilemedikleri için kaygılanırlar. Bu durumlarda, çocukla konuşmak ve duygularını anlamaya çalışmak yerine, “bebek gibi davranma” gibi ifadelerle o duygunun yaşanmasını engellemeye çalışabilirler.
Oysa, duygular bir öğretim fırsatı olarak ele alındığında ilk adımın bu duygulara sözel etiketler kazandırmak olduğu görülür. Üzüntüye işaret eden davranışlar fark edildiğinde, bunu dile getirebilmek etkili bir aktif dinleme örneğidir. Örneğin, “Üzgün görünüyorsun, biraz üzgün müsün?” gibi bir ifade, çocuğun duygusuna temas etmeyi sağlar ve onun kendisini anlaşılmış hissetmesine yardımcı olur. Bu sayede ebeveynler, çocuğu gerçekten anlamaya başlayabilir, empati kurabilir ve onu duygusal olarak onaylayabilirler.
Çünkü, duygular adlandırıldığında, onları düzenlemek ve yönetmek çok daha kolay hale gelir.
Duyguların bir öğretim fırsatı olarak görülmesi, çocukların üzüntüyle veya öfkeyle nasıl başa çıkabileceklerini öğrenmelerine olanak tanır. Bunun yerine, ebeveynler bu anlarda yalnızca cezalandırmaya yöneldiklerinde, aslında çok değerli bir öğrenme fırsatını kaçırmış olurlar. Elbette çocukların kuralları bilmesi önemlidir; ancak, ceza her zaman son çare olarak düşünülmelidir.
Nasıl bir çocuk yaratmak istiyorsanız önce siz öyle olun
Elbette çocuğumuzun genetik bir altyapısı vardır. Bu nedenle, karakteri ve mizaçları tamamen bizim kontrolümüzde değildir. Biz ebeveynler olarak çok büyük bir etkiye sahibiz, ancak tek belirleyici faktör biz değiliz. Bunu bilmek, mükemmel olmaya çalışmak yerine elimizden gelenin en iyisini yapmamıza yardımcı olur ve ebeveynlik yolculuğumuzu daha gerçekçi ve huzurlu hâle getirir.
En değerli yaklaşımlardan biri de, ebeveyn olarak hata yaptığımızda, uygun bir şekilde özür dilemeyi bilmektir. Örneğin: “Üzgünüm, sinirimi kontrol edemedim. Gerçekten çok stresliydim ve bu şekilde konuşmamalıydım.” şeklinde bir ifade, hem kendi sorumluluğumuzu kabul etmemizi sağlar hem de çocuğumuza hataların onarılabileceğini ve ilişkilerde güvenin yeniden kurulabileceğini gösterir. Eğer bu onarımlar yapılmazsa, yalnızca kötü bir rol model olmakla kalmaz, aynı zamanda aramızda duygusal boşluklar ve giderek büyüyen uçurumlar oluşur.
Onarım, ilişkinin en güçlü yapı taşıdır. Kusursuzluk değil, samimi ve güvenli bir bağ çocukları iyileştirir, güçlendirir ve onları duygusal olarak sağlam bireyler hâline getirir.
Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı
Kaynaklar
Gottman, J.M., &DeClaire, J. (1997). The heart of parenting: How to raise an emotionallyintelligent child. London: Bloomsbury.
Gottman, J.M., Katz, L.F., &Hooven, C. (1997). Meta-emotion: How families communicate emotionally. Mahway, NJ: Erlbaum.