Bowen Aile Sistemleri Terapisi

Bowen Aile Terapisi: En kapsamlı aile terapisi modelidir. Bowen’a göre ilişkilerimiz iki yaşam gücü tarafından yönlendirilir: Bireysellik ve birliktelik. Her ikisine de polarize olmayan bir biçimde ihtiyacımız olduğunu söyler. Bu iki yaşam gücünü nasıl başarılı bir şekilde uzlaştıracağımız, ailelerimiz tarafından biçimlendirilen duygusallığı (benliğin farklılaşmasını) yönetme yeteneğimize bağlıdır. Bowen’ın bazı önemli kavramları şunlardır: Benliğin farklılaşması, nesiller arası duygusal süreçler, duygusal üçgenler, ve duygusal kopukluk.

Benliğin Farklılaşması

Bu ilk kavram olan “benliğin farklılaşması”, kişinin bir başkasıyla duygusal olarak iç içe geçtiği kaynaşmanın tam tersi olan, duyguların psikolojik olarak ayrılmasının bir aile sistemi içinde gerçekleşebileceği öz farklılaşmadır. İki tür öz farklılaşmayı düşünebiliriz. Biri içseldir; bireyin iç dünyasına ilişkin duygu ve düşünceyi farklılaştırma (duygu düzenlemesi). İkincisi, kişiler arası, benliğin diğerlerinden farklılaşmasıdır.

Bowen’a göre farklılaşmamış insanlar, etraflarındaki insanlara karşı duygusallık ve tepkisellik ile yönlendirilirler. Kendi özerkliklerini sürdürmekte zorluk çekerek başkalarına karşı itaatkar veya meydan okuyan bir tepki verme eğilimindedirler.

Farklılaşan insanlar düşünce ve duygularını dengeleyebilirler. Her şeyi derinlemesine düşünebilir, neye inanacaklarına karar verebilir ve kendi inançlarına göre hareket edebilirler. Farklılaşma ile duygusallık arasındaki ilişki farklılaşamama sonucu duygusal olgunlaşmanın tamamlanamamasıdır. Herhangi bir başarı elde edememeleri veya aileden bağımsız olamamaları muhtemelen onları duygusal, hassas ve özgüven eksikliğine sürüklemiştir. Bowen, bir kişinin temel farklılaşma düzeyinin-farklılaşmanın işlevsel düzeyi ilişkilerin kalitesinden etkilendiğinden-aile içindeki özerklik derecesi tarafından belirlendiğini düşünür.

Bu, genellenebilirlik ve kullanılabilirlik açısından modelin güçlü yönlerinden biridir. Bir tür aile sorunu olması açısından geneldir. Kişinin kendisini duygusal olarak aileden ayıramaması ciddi bir psikolojik ve duygusal gelişim engelidir ve çoğu durumda bunun üzerinde çalışmıştır.

Yetişkin bir çocuğu ebeveynden psikolojik olarak ayırma konusunda pek çok ailenin zorluklar yaşadığını biliyoruz. Ebeveynler, gelişimsel, psikolojik ve duygusal ihtiyaç olarak kendileri ve çocukları arasında bir sınıra ihtiyaç duyduklarının farkına bile varamamaktadır, ya da kabullenememektedir. Bizim kültürümüzde bu tür geçişler aile içinde bazen sancılı olabildiğinden bu süreci başarılı bir şekilde yönetebilmek için psikolojik desteğe ihtiyaç duyarlar.

Nesiller Arası Duygusal Süreçler

İkinci kavramı olan çok kuşaklı aktarım süreci, duygusal yapıların bir kuşaktan diğerine aktarılması sürecidir. Aile içi duygusal sürece en çok dahil olan çocuğun en düşük farklılaşma düzeyiyle ortaya çıkması ve sorunları sonraki kuşaklara aktarması açısından farklılaşma kavramıyla da ilişkilidir.

Bu, modelin hoşuma giden çok ilginç bir kısmı, çünkü Bowen, bireyler olarak nasıl işlediğimizi, ailelerimizle nasıl geçindiğimizi ve bunların nasıl ilişkili olduğunu derinlemesine anlıyor. Bazı çiftler evliliği sadece yasal olarak yapıyorlar ama gerçekte yapamamış oluyorlar. Ailelerinden kalan yükleri taşıdıkları için yeni bir aile kuramıyorlar. Aslında hala birbirleri yerine kendi köken aileleriyle evli olduklarının da farkında olmuyorlar.

Bowen’ın tüm modeli bu iki kavram etrafında döner çünkü Bowen’ın terapisinin en önemli amacı kendini yansıtmadır ve farklılaşmayı ve üçgenleri kırmayı içerir.

Duygusal Üçgenler

Üçüncü kavram ise duygusal üçgenlerdir. İlişkiler diğer ilişkilerle birlikte ve onlara tepki olarak gelişir. İki kişilik ilişkilerde duygusal dengesizlikler üç kişilik birbirine bağlı ilişki sistemleri olan üçgenleri üretir. Üçgenlere neden olan şey kaygıdır. İnsanların kaygıları arttıkça duygusal yakınlığa (bazen de mesafeye) ihtiyaç duyarlar. Üçüncü tarafın katılımı kaygıyı üç ilişkiye yayarak azaltır. Örneğin eşler arasındaki çatışma veya mesafe, kadını kız çocuğuna yakınlaştırabilir (ancak bu yakınlık, kızın bağımsızlığını zayıflatabilir).

Duygusal gerilim ikili bir ilişkiyi tehdit ettiğinde (evlilik uyuşmazlığı, ebeveyn-çocuk çatışması, kayınvalide-torun sıkıntısı, büyükanne-büyükbaba müdahalesi gibi) kaygıyı yatıştırmak için üçüncü bir kişi aranır. Bowen şöyle yazmıştır: “Sakin durumdaki bir üçgen, rahat bir ikili ve bir yabancıdan oluşur.” Ancak hareketsiz bir bedenin aksine, bir üçgen genellikle dengesini koruyamaz. Bir üçgenin yapısı ve işlevi üzerine yeterli baskı uygulandığında, iç içe geçmiş üçgenlerden oluşan ve sürekli genişleyen labirentler oluşur.

Bu tür yapılar başlangıçta aile işlevini istikrara kavuşturmaya hizmet etse de, temel ilişki sorunlarının asla çözülemeyeceğini garanti eder.

Duygusal Kopukluk

Dördüncü kavram olan duygusal kopuklukta amaç, üçgenlemede olduğu gibi kronik kaygı ve stresin azaltılmasıyla ilgilidir. Kişi ne birlikte ne de farklılaşmıştır ancak duygusal olarak kopuktur. Gerginliği ve kaygıyı azaltsalar bile, duygusal olarak kopuk olmak aile içindeki işlev bozukluğunun göstergesidir. Aile desteğinden yoksun kalırlar ve her türlü psikolojik, çevresel veya fiziksel strese karşı hassasiyetleri artar.

Duygusal kopukluk Bowen’cı terapistler tarafından köken aile ile “bitmemiş bir iş” olarak görülür ve bu yarım kalan iş bireyin kendi çekirdek ailesine devredilecektir.

Bowen Aile Sistemleri Terapisinin Amacı

Terapinin en önemli amacı kendini yansıtmadır; “Ben böyle davranıyorum ama neden böyle davranıyorum?” “Böyle hissediyorum ama neden böyle hissediyorum?” Bu öz-düşünümün içerdiği şey farklılaşmayı artırmak ve üçgenleşmeyi kırmaktır çünkü danışanların davranış, düşünme ve hissetme üzerinde öz-sorumluluğa ihtiyacı vardır. Bowen, danışanlarını değiştirmek ya da sorunlarını çözmekle uğraşmaz, ancak terapiye aktif bir şekilde dahil olarak danışanların farkındalığını artırır.

Bowen terapisinin bir diğer amacı ise köken aileye ilişkin kaygıyı ve duygusal tepkiselliği azaltmaktır. Bowen’ın danışanlarından istediği şey, otomatik olarak harekete geçmeden önce düşünmeleridir. Ailenin duygusal bir sistem olduğunu ve herhangi bir stres türünün bile duygusal tepkiselliğe yol açabileceğini düşünür.

Düşünmeyi duygudan daha fazla vurgulaması terapisinin eleştirilen noktalarından biridir. Diğer modellerde terapistler danışanların etkileşime girmesini isterler ve ilk seanslardan sonra içe kapanık kaldıkları için danışanları konuştururlar ancak Bowen tek tek konuşur. Duygular ortaya çıkmasın diye, kısa geri dönüşler gerektiren kısa sorular sorar. Bowen genellikle genogramları kullanır ama sadece öykü almak için değil duygusal süreçler için de. Bowen’ınki en kapsamlı aile terapisi modelidir ve daha çok terapist merkezlidir.

Bowen’a göre, geçmiş deneyimlerden aktarılan önemli şeylerden biri, köken ailemizle duygusal kaynaşmadır. Kaynaşma ne kadar büyük olursa, duygusal güçler tarafından o kadar fazla yönlendiriliriz ve başkalarının duygusallığına karşı savunmasız kalırız. Duygusal kaynaşma kaygılı bağlılığa dayanır ve bağımlılık ya da izole olma olarak kendini gösterir.

Köken ailelerdeki farklılaşmamışlık, evlilik sorunlarına aktarılır ve bu sorunlar da semptomatik eşe veya çocuğa yansıtılır. Böylece geçmişin sorunları geleceğe yansıtılır.

Bir paradoks olsa da, hoşuma giden noktalardan biri Bowen ve Bowen terapistlerinin, aile sistemlerinin nasıl işlediğini anlamanın terapistlerin kendi tekniklerine bağlı kalmaktan daha önemli olduğuna inanmalarıdır.

Kendimi teknik yaklaşımın açık fikirliliğine uygun bulurum. Araştırmalar da genel olarak farklı sorunlara ve farklı insanlara (aileler için geçerli) en çok farklı bakış açılarının yardımcı olduğunu zaten gösteriyor. Eğer kişi iyi bir terapist ise, farklı yaklaşımları kullanıyor olmalıdır. Ancak paradoks şu ki, Bowen’cı terapistler çözüme dayalı teknik kullanmayıp, nadiren tavsiye verirler. Sadece soru sormaya devam ederler.

Süreç soruları insanları yavaşlatmak, kaygılarını azaltmak, onları düşünmeye, kendilerini ve ilişkilerini keşfetmeye başlatmak için tasarlanmıştır. Bowen düşünmeye duygudan daha fazla vurgu yaptığı için, süreç sorgulamasını kullanarak danışanlarını duyguların ifadesinden ziyade düşünmeye yönlendirir ve stratejik olarak kısa sorular kullanır. Ancak duygular kaçınılmaz olduğunda, daha az duygu ama daha fazla düşünme içeren soru türlerini yine stratejik olarak değiştirir.

Bu modelde hoşuma giden diğer nokta ise ilişki bağlamının önemine odaklanılmasıdır. Sürekli olarak diğer insanlarla etkileşim halindeyiz. Bir toplumda tamamen izole bir şekilde yaşayabilen ve hayatı diğer insanların varlığından tamamen etkilenmeyen birini düşünemiyorum. Dolayısıyla danışanlara geniş bir uygulanabilirliği vardır. Sistem teorisi, danışanlarıma insanlar arasındaki iki yönlü etkileşimin önemini açıklama konusunda yardımcı olma yeteneğimi açığa çıkarır; “X kişisi, Y kişisinin duygu, düşünce ve davranışlarına neden oluyor ama Y kişisi bu konuda X kişisini nasıl etkiliyor?”

Sistem teorisi ilişkisel sorunlar için olduğu kadar depresyon için de uygulanabilir çünkü depresyonun yalnızca genlerle, biyolojik nedenlerle, nörotransmitter maddelerle vb. bağlantısı yoktur, aynı zamanda ilişkisel bağlamda ortaya çıkar. Eğer depresyondaysam, depresyonumun bir kısmı ailemle ya da hayatımdaki herhangi bir insanla olan ilişkimle ilgili olabilir.

Herhangi bir kişilik bozukluğuna sahip bir birey bile artık izole bir adada yaşadığında davranışsal belirtiler göstermez. Tüm kişilik bozukluklarının kriterleri ilişkisel bağlamı içerir. Yani depresyon ve kişilik bozuklukları bile bu şekilde çok güçlü sistemik bileşenlere sahiptir.

Bahar Erden

Uzm. Psikolog/Çift-Aile-Çocuk ve Ergen Sorunları

References

Nichols.P.,M.(2011).The Essentials of Family Therapy. Bowen Family Systems Theory.

5th Edition., 75-89.