Bir sabah uyanırsınız…
Gökyüzü aynı gökyüzüdür, sokak aynı sokak. Ancak içinizde bir ferahlık vardır. Fark etmeseniz de aslında yüksek bir titreşim ve frekans yayarsınız. İnsanlar size daha gülümseyerek bakar. İşleriniz daha kolay akar. Beklediğiniz haberler ardı ardına gelir.
Bir başka gün ise tam tersi olur. Daha evden çıkmadan bir ağırlık çöker göğsünüze. Trafik sinir bozucudur. İnsanlar tahammülsüzdür. En küçük şeyler büyür de büyür.
Peki ne değişti?
Dünya mı, insanlar mı, kader mi?
Yoksa… siz ve yayılan frekansınız mı?
Her Şey Titreşir: Kuantum Fiziğinin Söylediği Basit Ama Derin Gerçek
Kuantum fiziği bize şunu söyler:
Evren, dalgalar, titreşimler ve frekanslarla dolu canlı bir enerji okyanusudur. Atom altı düzeyde baktığımızda insan, bitki, su, eşya… her şey sürekli titreşir. Ve her varlığın kendine özgü bir rezonansı vardır.
Tasavvufta da benzer bir anlayış vardır; insanın kalbi ve ruhu, çevresiyle sürekli bir titreşim ve uyum halindedir. Mevlânâ’nın dediği gibi “Senin görevin, kendi içindeki sesi duyup, onunla bütünleşmektir.” Bu, kuantum fiziğinin ‘her şeyin enerjiden ibaret olduğu’ öğretisiyle metaforik olarak örtüşür.
İnsan zihni nötr bir hâlde olduğunda daha açık, berrak ve algıya hazırdır. Bu durumda düşünceler akışkan, dikkat daha dengelidir. Ancak zihne düşen ilk kaygı, ilk korku ya da ilk olumsuz düşünceyle birlikte bu açıklık bozulmaya başlar. Zihin daralır, algı tek bir noktaya kilitlenir ve içsel titreşim düşer.
Buna karşılık neşe, huzur, sevgi ve güven gibi duygular zihni genişleten, bedeni rahatlatan ve frekansı yükselten hâller yaratır. Gün içinde maruz kaldığımız olaylar, kurduğumuz iç diyaloglar ve bilinçli ya da bilinçsizce taşıdığımız duygular, titreşimimizin sürekli olarak dalgalanmasına neden olur. Bu nedenle insanın iç hâli sabit değil; an be an değişen, farkındalıkla yön verilebilen canlı bir süreçtir.
Psikolojik açıdan bakıldığında
Bu dalgalanmalar bilinçaltı kayıtlarımızdan ve geçmiş deneyimlerimizden etkilenir. Örneğin, bir kişi çocukluğunda sürekli eleştirilmişse, bu durum yetişkinlikte titreşimini düşüren otomatik düşünce kalıpları yaratabilir. Dolayısıyla terapide amaç, bu olumsuz titreşimlere neden olan düşünceleri fark etmek ve yeniden uyumlanacak frekanslar geliştirmektir.
Bir online psikolog olarak – yüz yüze terapi süreçlerimde de – sık karşılaştığım söylem şudur:
Danışan “Hayatım neden böyle gidiyor?” diye sorar. Ama aslında asıl soru şudur:
“Ben hangi frekanstan yayın yapıyorum?”
Tasavvufta, bu soruya benzer bir cevap bulunur: “Kalbini hangi sesle çınlatıyorsun?” derler. Yani insanın içsel frekansı, hayatındaki deneyimleri ve ilişkilerini belirler. Bir hikaye anlatılır: Mevlânâ’nın öğrencilerinden biri sürekli dertlenip üzülüyormuş. Mevlânâ ona, “Frekansını değiştir, gülümse, çünkü senin kalbinin sesi, dünyaya yaydığın titreşimdir” demiş.
Zihnimizden Geçen Düşünceler ve Hayatımıza Etkisi
Bilim insanları günde yaklaşık 60.000 ila 90.000 düşüncenin zihnimizden geçtiğini söylüyor. Bu düşünceler dalgalar halinde yayılıyor ve her birinin bir frekansı var. Neşeli, umutlu, barışçıl düşünceler yüksek frekanslı dalgalar açıyor. Korku, kaygı, öfke ve suçluluk düşük frekansta çalışıyor.
Burada önemli bir nokta var:
Biz sadece düşünmüyoruz, aynı zamanda evrene yayın yapıyoruz.
Kuantum fiziğinde gözlemci etkisi denen bir gerçek vardır. Yani sadece bakarak, niyet ederek bile atom altı düzeyde maddeyi etkileyebiliyoruz. Su deneyleri, bitkiler, hatta insan bedeni bu etkiye yanıt veriyor.
Tasavvufta buna başka bir isim verilir: niyet. Niyetin saf ve temiz olması, ruhun titreşimini yükseltir. Kötü niyet ise titreşimi bozar ve hem kendimize hem çevremize yansır. Mevlana, “Niyetin halini, sözünden ve davranışından anlarsın” der.
Psikolojide buna odaklanma denir. Özellikle mindfulness ve bilişsel terapilerde, düşüncelerin farkında olmak ve değiştirebilmek zihinsel frekansı, duyguları değiştirir.
İsimler değişir ama hakikat aynıdır.
EMDR Terapisi ile Frekansımızı Yüksektebiliriz
Online terapi yaptığım bir danışanım sürekli “Hiçbir şey yolunda gitmiyor” diyerek geliyordu. Başlangıçta, her seans kaygı, öfke ve çaresizlikle doluydu. Ona ilk adım olarak, zihninde beliren tüm olumsuz düşünceleri yazmasını önerdim. Sadece fark etmesi ve dışa vurması önemliydi. Bu sayede danışan, korkularını ve kaygılarını gizlemeye çalışmak yerine, onları fark edip kağıda dökerek “görür hale getirdi”.
Sonrasında, EMDR terapisi ile bu olumsuz düşünceler üzerinde çalıştık. Seanslar sırasında, geçmişten gelen tetikleyici anılar ve olumsuz inançlar güvenli bir şekilde yeniden işlendi. Danışan, bu anılara ve düşüncelere farklı bir açıdan bakmayı, onları daha olumlu ve destekleyici düşüncelerle yeniden bağlamayı öğrendi. İlk haftalarda zihni hâlâ eski alışkanlıklarla direnç gösteriyordu. Ama süreç ilerledikçe hem ruh hali hem de çevresinde algıladığı olaylarda anlamlı değişimler görmeye başladı.
Bu ve daha pek çok örnek, düşünce ve duygularımızın frekansının Bilişsel ve EMDR Terapisi gibi bilinçli çalışmalarla değişsebileceğini söylüyor.
Dünya Titreşirken İnsan Ne Yaşıyor?
Dünyanın Ritmi: Schumann Rezonansı
Dünya yalnızca üzerinde yaşadığımız bir gezegen değil; aynı zamanda kendine özgü bir ritmi ve titreşimi olan canlı bir sistemdir. Bu titreşim, bilimsel literatürde Schumann rezonansı olarak adlandırılır ve çoğu zaman “dünyanın kalp atışı” benzetmesiyle anlatılır. Uzun yıllar boyunca görece sabit kabul edilen bu doğal frekansın, son dönemlerde daha değişken ve hareketli bir yapı sergilediği gözlemlenmektedir.
İnsan Bu Titreşimden Bağımsız mı?
İnsan bu sistemden ayrı bir varlık değildir. Beyin, kalp ve sinir sistemi elektriksel ve elektromanyetik süreçlerle çalışan yapılardır. Bu nedenle dünyanın ritmindeki değişimlerin, insanın algı, duygu ve bilinç hâlleriyle ilişkisiz olduğunu düşünmek güçtür. Çevresel hızlanma, yalnızca dış dünyada değil, insanın iç dünyasında da karşılık bulmaktadır.
Günümüzde birçok insan, düşünce ve duygularının sonuçlarını eskisine kıyasla çok daha kısa sürede deneyimlediğini fark etmektedir. Kararlar daha hızlı alınmakta, duygusal tepkiler daha çabuk ortaya çıkmakta ve içsel hâller gündelik yaşama daha doğrudan yansımaktadır. Düşünce ile eylem, niyet ile sonuç arasındaki mesafe belirgin biçimde azalmıştır.
Sadece Olumlu Olanlar Değil
Bu hızlanma yalnızca olumlu hedefler ve bilinçli seçimler için geçerli değildir. Bastırılmış duygular, fark edilmeyen korkular ve yıllarca ertelenmiş içsel çatışmalar da aynı hızla yüzeye çıkmaktadır. Eskiden “idare edilebilir” görünen içsel yükler, artık daha kolay tetiklenmekte ve kişinin yaşamını zorlayıcı biçimde etkilemektedir.
Psikolojik açıdan bakıldığında bu tablo, son yıllarda artan kaygı, duygu regülasyonu güçlükleri ve travma tepkileriyle örtüşmektedir. Birçok kişi, anlamlandıramadığı bir iç sıkışma, hızlanma ya da kontrol kaybı hissi yaşadığını ifade etmektedir. “Her şey çok hızlı oluyor” cümlesi, bu ortak deneyimi özetlemektedir.
Tasavvuf geleneğinde bu durum, “perdenin incelmesi” ya da “zamanın daralması” kavramlarıyla ifade edilir. İnsan, niyetiyle, kalbiyle ve düşüncesiyle yüzleşmekten kaçamaz hâle gelir. İçte olan, dışta daha çabuk görünür hâle gelir.
Denge İhtiyacı Neden Artıyor?
Bu nedenle günümüzde içsel denge geçmişe kıyasla çok daha hayati bir ihtiyaçtır. Zihinsel farkındalık, duygusal regülasyon ve bedensel denge çalışmaları ruh sağlığının temel araçları hâline gelmiştir. EMDR ve regülasyon odaklı terapilere artan ilgi de bu ihtiyacın bir yansımasıdır.
Çekim Yasası ve Günlük Hayat
Sabah evden düşük bir frekansla çıktığınızda, gün boyu o frekansa uygun insanları, olayları ve durumları çekersiniz.
“Sabah kötü başladı, bütün gün kötü gitti” dediğimiz şey aslında tam olarak budur.
Buna karşılık, yüksek frekansta çıktığınızda…
Ağaçların yeşili daha canlı görünür, gökyüzü daha parlak gelir. Bir telefon çalar, bir kapı açılır, bir çözüm belirir.
Psikolojik açıdan bakıldığında, bu sadece “çekim” değil; aynı zamanda algımızın filtrelenmesidir. Yani, zihnimiz yüksek frekanstaysa, olasılıkları fark etme kapasitemiz artar. Düşük frekanstaysa, olumsuzluklara odaklanırız ve fırsatları göremeyiz.
Bu bir mucize değildir.
Bu uyumdur.
Kumandayla kanal değiştirir gibi, bilinçaltımız hangi dalgaya ayarlıysa hayat oradan akmaya başlar.
Tasavvufta buna “halin akışı” denir: Kalp ve niyet bir frekansta titreştiğinde, evren de o frekansla karşılık verir. Bir hikaye olarak düşünün: Bir mürşid, talebesine her sabah bir dua veya zikir öğütler. Talebe, bu ritüeli uyguladıkça içsel frekansı değişir ve hayatında küçük mucizeler görünmeye başlar — kapılar açılır, insanlar yardım eder, çözüm yolları belirir. İşte çekim yasası da bunun modern, kuantum temelli ifadesidir.
Bilinçaltı: Hayatımızı Yöneten Görünmez Güç
Peki titreşimimiz neden düşüyor?
Aslında, cevap bizi çocukluğumuza götürüyor.
Bilinçaltımız, özellikle 0–6 yaş arasında, duygusal kodlarını tamamlar. Haliyele, o yaşlarda yaşanan her deneyim, bir duygu ile kaydedilir. Çocuk, duygunun adını bilmez ama bedenine kaydeder.
Büyüdüğümüzde “değersizlik”, “terk edilme”, “güvensizlik”, “suçluluk” dediğimiz duyguların kökü çoğu zaman oradadır.
Bir bireysel terapi sürecinde fark ettiğim şeylerden biri de şudur:
Yetişkin aklı “istiyorum” derken, içteki çocuk “tehlikeli”, “gereksiz”, “yapamam” diye fısıldar.
Buna somut bir örnek olarak, bir danışanım sürekli başarıya ulaşamadığını düşünüyor ve “Ben bunu yapamam” diyordu. İlk olarak, seanslarda bilinçaltına gömülü olumsuz inançları yazdı. Ardından, EMDR terapisi ile bu inançları yeniden işleyip olumlu ve destekleyici kodlarla değiştirdik. Sonrasında, haftalar içinde hem ruh hali hem de çevresindeki olaylar değişmeye başladı. Böylece, bilinçaltının nasıl görünmez ama güçlü bir şekilde hayatımızın akışını yönlendirdiğinin somut bir örneği ortaya çıktı.
Bilinçaltının tek bir amacı vardır: Sizi korumak.
Ama bildiği yoldan. Yanlış da olsa, eski de olsa…
Aynı şekilde, tasavvufta buna “nefsi arındırma ve kalbin farkındalığı” denir: Kalbin ve ruhun eski yaralı izlerini fark etmek, onları şefkat ve farkındalıkla dönüştürmek, böylece titreşimi ve frekansı yükseltmek mümkün olur. İnsan içsel blokajlarını çözerek, hem kendi enerjisini hem de çevresine yaydığı frekansı iyileştirir. Öte yandan, psikolojide EMDR terapisi ile yapılan çalışmalar da paralel bir yolu temsil eder: Olumsuz inançları fark etmek, işlemek ve olumlu kodlarla yeniden bağlamak, zihnin ve ruhun frekansını yükseltir. Sonuç olarak, hem tasavvufi pratikler hem de psikolojik teknikler, titreşim ve frekansın hayatımızdaki etkisini somut bir şekilde göstermektedir.
Anda Kalmak: Titreşimi Yükseltmenin Anahtarı
Tasavvuf “an” der.
Psikoloji “şimdi ve burada” der.
Kuantum ise “en yüksek enerji noktası” der.
Buna ek olarak, geçmişte kaldığımızda enerjimiz oraya akar.
Gelecekte kaybolduğumuzda yine enerjimiz dağılır.
Ancak anda kaldığımızda… bütün gücümüz bizimle olur.
Bazı insanlar, geçmişte yaşadıkları kırgınlıkları sürekli zihninde tekrar edip dururlar. Bu nedenle, psikolojik çalışmalar ve farkındalık teknikleri, bu kişilere “şu anın farkında ol ve düşüncelerini gözlemle” yöntemlerini öğretir. Zamanla, geçmişin yükünü tekrar taşımadan anı yaşayabildiklerini fark ederler. Bu durum, titreşimi yükseltmenin somut bir örneğidir.
Ayrıca, affetmek de tam burada devreye girer. Affettiğimizde başkasını değil, kendimizi özgür bırakırız. Yük hafifler, titreşimimiz yükselir. Enerjimizi affedemediğimiz kişiye odaklanarak düşürmeyi değil yüksek tutmayı seçmiş oluruz.
Tasavvufta “vefa” ve “şefkat” kavramları, kalpteki eski yükleri serbest bırakmanın yollarıdır. Benzer biçimde, psikolojide affetme terapileri, öfke ve kırgınlığı çözerek bilinçaltındaki düşük frekanslı enerjiyi yükseltir. Sonuç olarak, anda kalmak ve affetmek, hem ruh hem beden hem de titreşim açısından bütünsel bir etki yaratır.
Nefs, Ego ve Öz: Tasavvufi Bakış
Tasavvuf, insanı katman katman anlatır.
Örneğin, Nefs-i emmare; korku, öfke, kıskançlık, mağduriyetle doludur.
Nefs-i levvame ise özdür, vicdandır, farkındalıktır.
Buna ek olarak, tasavvufa göre nefs-i emmare, insanı sürekli hayatta kalma modunda tutar. Tehlike arar. Tehdit algılar. Kaybetmekten korkar. Bu yönüyle psikolojideki “ego” kavramıyla büyük ölçüde örtüşür. Ego, bizi korumaya çalışır ama çoğu zaman bunu korku üzerinden yapar.
Ancak, terapi süreçlerinde egoyu yok etmeye çalışmayız. Onu sınırlarına çekmeyi hedefleriz. Ego sustuğunda, öz konuşur.
Ayrıca, psikolojik çalışmalarda da amaç egoyu bastırmak değil, onun otomatik tepkilerini fark etmek ve regüle etmektir. Çünkü ego sustuğunda değil; anlaşıldığında ve yatıştığında, daha derindeki bilgelik devreye girer. Tasavvufta bu bilgelik “öz”, psikolojide ise “sağlıklı benlik” olarak adlandırılır.
Ve insan “ölmeden önce ölmek” dediğimiz hale yaklaşır: Yani korkuların değil, hakikatin yönettiği bir hayata.
Tasavvufta bu hal, benliğin çözülmesi değil; arınmasıdır. Kişi artık korkularıyla değil, değerleriyle hareket eder. Psikolojik olarak bu durum, kişinin travmalarının ve bilinçaltı korkularının davranışlarını yönetmediği bir noktaya gelmesidir. Sonuç olarak, böyle bir içsel denge kurulduğunda, titreşim doğal olarak yükselir ve insan hem kendisiyle hem hayatla daha uyumlu bir ilişki kurar.
Frekans Yükseldikçe Hayat Değişir
Titreşim yükseldikçe zihne kötü düşünceler daha az gelir. Uyku derinleşir. Göğüsteki ağırlık kaybolur. Eşzamanlılıklar başlar.
Tasavvufa göre insanın kalbi temizlendikçe, evrenle uyum kurar. Böylece, “her şey bana karşı değil, benim için” hissi ortaya çıkar. Psikolojide de benzer şekilde, farkındalık ve negatif inanç ve düşüncelerin temizliği zihinsel filtreleri değiştirir. Kişi olayları daha objektif ve olumlu algılar.
İnsan bu noktada şunu fark eder:
Hayat bana karşı değil, benim için çalışıyor.
Ve işte o zaman hem kendine hem başkalarına iyi gelmeye başlar. Çünkü insanın evrene yapacağı en büyük katkı, kendi frekansını temiz tutmasıdır.
Online terapi ve yüzyüze terapi desteğiyle yapılan EMDR çalışmaları tam da bu yüzden etkilidir. Çünkü değişim dışarıda değil, içeride başlar.
Sonuç olarak, yüksek frekans sadece bir zihinsel durum değildir. Aynı zamanda yaşamın kendisiyle uyum içinde olmanın, olayları akışına bırakmanın ve ruhsal bütünlüğün bir göstergesidir.
Uzman Psikolog (Yetişkin-Çift-Aile-Çocuk ve Ergen Sorunları)
Online Psikolog, Yüzyüze terapi, Online terapi ihtiyacınız için iletişime geçebilirsiniz.