Öyküsel Terapi:Hikâyeler Aracılığıyla İyileşmek

Her çocuğun bir hikâyesi vardır. Kimi zaman o hikâye karanlık bir hal alır — korku, utanç ya da çaresizlik tüm sayfaları doldurur. Çocuk, yaşadığı zorluklarla öylesine iç içe geçer ki artık kendini o sorundan ayrı göremez hale gelir. “Ben zaten böyleyim”, “ben hep başarısız oluyorum”, “kimse beni sevmiyor” gibi düşünceler, zamanla çocuğun kendine dair anlattığı tek ve değişmez hikâyeye dönüşür. Oysa bu yalnızca bir hikâyedir — ve her hikâye yeniden yazılabilir. İşte tam da bu noktada öyküsel terapi devreye girer.

Sorun senin bir parçan değil

Öyküsel terapinin özünde güçlü bir fikir yatar: sen sorun değilsin; sorun, sorunun kendisidir. Çocuklar yaşadıkları güçlüklerle öylesine bütünleşebilir ki “ben kötü bir çocuğum”, “ben yapamam”, “hep böyle olacak” gibi düşünceler kimliklerinin ayrılmaz bir parçası haline gelir. Oysa bu düşünceler gerçeği değil — yalnızca tek bir hikâyeyi anlatır.

Bu durum, dışarıdan “yaramaz” ya da “söz dinlemez” olarak görülen çocuklarda çok belirgin biçimde kendini gösterir. Çalma davranışı gösteren çocuklar da buna güzel bir örnek oluşturur. Bu davranış, etrafta genellikle şaşkınlık, hayal kırıklığı ya da endişeyle karşılanır — anlaşılır bir şekilde. Ancak bu tepkiler tekrarlandıkça çocuk, farkında olmadan onları içselleştirmeye ve kendini “böyle biri” olarak görmeye başlayabilir.

Oysa çalma davranışının arkasında çoğu zaman çok daha derin bir şey yatar: karşılanmamış bir ihtiyaç, bir eksiklik hissi ya da görülme, fark edilme özlemi. Yani bu davranış, çocuğun kim olduğunu değil — o an ne taşıdığını anlatır.

Terapi sürecinde çocuk, problemi kendinden ayırt etmeyi öğrenir. Onu dışsallaştırır: belki onu “çalmaya iten” bir his, belki içini doldurmaya çalıştığı görünmez bir boşluk. Bu his ya da dürtü bir karakter haline geldiğinde — ve çocuk onunla mesafeli bir ilişki kurabildiğinde — artık “ben kötüyüm” değil, “bende böyle bir his var ve onunla başa çıkmayı öğreniyorum” diyebilir hale gelir. Çocuk yavaş yavaş kendi hikâyesinin yazarı olmaya başlar.

“Sen sorun değilsin; sorun, sorunun ta kendisidir.”

Oyun ve hikâye: çocuğun dili

Büyükler duyguları kelimelerle ifade eder. Ama çocuklar için kelimeler çoğu zaman yeterli değildir — ya da fazla soğuk, fazla yetişkin gelir. Öyküsel terapi bu gerçeği kabul eder ve çocuğun asıl dilini konuşur: oyunu ve hayal gücünü.

Terapide çocuk oynar, hikâyeler kurar; bazen gerçek yaşamından izler taşıyan, çoğunlukla ise tamamen hayali dünyalar yaratır. Terapist bu süreçte yargılamaz, yönlendirmez; yalnızca dinler, anlamlandırır ve çocuğun anlattığı hikâyeyi onun gerçek yaşam koşullarıyla nazikçe ilişkilendirir.

Metafor ve imgelem, doğrudan konuşmadan çok daha derinden ulaşabilir. Bir çocuğun “ben korkuyorum” demesi zor gelebilir — ama o çocuk, kahraman karakterinin korkularını anlata anlata aslında kendi içindeki fırtınayı dışarı çıkarabilir.

Kimler yararlanabilir?

  • Gece korkuları ve kaygı
    • Geceleri uykuyu kaçıran korkular ve yoğun kaygı belirtileri
  • Travma sonrası stres
    • Zor yaşam olaylarının ardından gelişen duygusal güçlükler
  • Zorbalık ve dışlanma
    • Akran ilişkilerinde yaşanan zorlanmalar ve öz güven sorunları
  • Davranış güçlükleri
    • Öfke, uyumsuzluk ve davranışsal zorluklar yaşayan çocuklar

Terapi sürecinde neler olur?

Öyküsel terapide terapist, “uzman” rolünden bilinçli olarak uzaklaşır. Asıl uzman, çocuğun kendisidir — kendi deneyiminin, kendi hikâyesinin en değerli tanığı. Terapist ise bu yolculukta rehberlik eder: alternatif bakış açıları sunar, güçlü anları fark ettirir, zaman zaman seanslar arasında cesaretlendirici mektuplar yazar.

Aile de bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Ebeveynlerle iş birliği yapılarak çocuğun hem ev hem terapi ortamında tutarlı ve destekleyici bir deneyim yaşaması sağlanır.

Çocuğunuzun hikâyesini birlikte yeniden yazalım

Daha güçlü, daha umut dolu ve ona gerçekten ait bir hikâye için ilk adımı atmak yeterli. Seanslar ve randevu için benimle iletişime geçebilirsiniz.

Randevu al

Bahar Erden

Uzman Psikolog (Çift-Aile-Çocuk ve Ergen Sorunları)