Benimki

Benimki

İnce keten kumaştan düz dikişle yapılmış elbisemi geçiriverdim üzerime. Bayram için almadım. Zaten o bayramlık alışverişleri erken çocukluğumun anılarında kaldı. Bu hayat pahalılığında bayramlık alabilmek kolay mı? Çoluk çocuk onca masraf. Elbisemin dikişleri sıklıkla kumaşından attığı için onarıma götürüyorum her seferinde. Ama birkaç giymede yıkanmasa bile eski halini yeniden alıyor. Terzi her seferinde “bu elbise sana dar mı geliyor?” diye soruyor “hayır teyelsiz dikiliyor artık elbiseler, o yüzden açılıyor diye siz söylemiştiniz ya” diyorum. Kullanılsın, çabuk yıpransın, yenileri alınsın!

İçimde yine koyu kara bulutlar böyle tembel tembel dolaşıyorlar. Her kurban bayramı onca katliam, onca çekişen can ruhuma sinen bir acıya dönüşüyor. Eşim arabayı kullanıyor, çocuklar arka koltukta sessizce oturuyorlar. Bulutlar sadece içimde değil tepemizde tünemiş sanki. Anneannelerine gitmeyi sevmiyorlar. “Durun yapmayın, sessiz oturun, terliğinle balkona çıkma,” uyarılarına alışık değiller. Ben ne kadar baskı kurmuyorsam annem de tam tersi kısıtlıyor onları. Gözleri hep çocukların üzerinde. Ablamın çocuğuna böyle davranmaz ama. O hep el üstünde tutulur. Zaten Nejat ile evlenmemi de hiç istememişlerdi.

Önce annemlere gideceğiz bu bayram, sonra kaynanamgile. Annem kapıyı kısık bir gülümseme ile açacak, “hoşgeldiniz” diyecek şöyle ağız ucuyla. Bayramlaşma, kahvaltı, derken “işler nasıl, para kazanabiliyor musunuz bari” diye sormaya başlayacak babam. Eşim yine o ezik ama kendini kanıtlamaya çalışan bir damat edasıyla bu ay ne kadar ciro yaptığını, bir önceki yıllara göre cirosunun ne kadar da azaldığını anlatacak. Hiç istemiyorum böyle şeylerden konuşmasını. Bu kadar detaya girmeye ne gerek var canım. Daha az konuşsa mesela, gerekmeyen şeylerden bahsetmese. Ne zaman böyle söylesem kızıyor, beni eleştiriyorsun diyor. Eşimle bir yere gitmeyi sevmiyorum. Yalnız olduğumuzda ona katlanmak da görmezden gelmek de daha kolay oluyor. Aslında kolay olmuyor da normalleşiyor sanki. Eleştiren, yargılayan, küçümseyen başka gözler olmuyor etrafımızda. Zaten düşünmeye de zaman bulamıyorum günlük koşturmacadan. Ama şimdi ablamlar gelecek, konu komşu akraba ziyareti. Çorap giymeden çıkmış yine. Elli kez söyledim ayak tırnaklarına bir çözüm bul diye. Karaya çalan sapsarı tırnakları gökyüzüne doğru kıvrım kıvrım uzanıyor. Söylemesen orada kesilmeden, temizlenmeden yıllarca kalabilirler. Gece batıyor diyorum, “çorap giyeyim mi” diye soruyor. Tırnaklar sadece tenime batmıyor diye bağırıyorum ama beni duymuyor.

Düştüğü yerden bir avuç toprak alarak kalkar eniştem. El attığı her şeyin imajını değiştirir. Oysa benimki öyle mi? Ruhu tembel. Her fikri, her eylemi benden bekler. Elinden hiçbir iş gelmez. İşi olmadığında sümüklü böcek gibi dibimden ayrılmaz. Sinir oluyorum bu iş bilmez ve tembel hallerine. Eniştem iyi kazanıyor ama “para dediğin nedir ki kazanılır” diyor benimki. Gelmişsin 45 yaşına, bu yaşa kadar yapamadığını bu yaştan sonra mı yapacaksın!…Laf!…

Eşime aşık olarak evlendim ben. Onu ilk fark eden bendim. Sonra altından girdim, üstünden çıktım sevdirdim kendimi. Belki de sevmedi de ben öyle görmek istedim. Sevseydi bu kadar pasif olur muydu! 13 yıldır evliyiz yatakta bile bir gün yanaşmadı bana. Hep talep eden bendim. Bir keresinde denedim sekiz ay gıkı çıkmadı. Başkası var desem, nerde ! Keşke bulsa da gitse. Ama kim ne yapsın ki onu. Libidosu düşük. İlk evlendiğimizde bile böyleydi. Gurur mu desem kibir mi yoksa kendine güvensizlik mi bilmiyorum. Zaten artık umurumda da değil. Uzak dursun benden başka bir şey istemem.

Buzdolabı bomboş olsun çıkıp alışveriş yapayım demez, mutlaka isteyeceksin. Kendi hayatının sorumluluğunu bile almamış bir adam. Elektrik ve su faturalarının ne kadar geldiğini sorun, bilmez. Güçlü bir kadına sırtını dayasın ölene kadar o kapıdan çıkamaz. Evlendikten bir ay sonra göğüs kafesimde uçuşan kuşlar da kanat çırpmaz oldu. Sanki kendim için değil de bu evlilik ve çocuklar için dünyaya gelmişim, yaşamımın başkaca bir amacı yok. Sonradan anladım elbet insanın en önemli yatırımı kendisineymiş.

Annem ablama hiç iş yaptırmaz, bütün hizmeti ben yaparım bir araya geldiğimizde. Ablamı alır karşısına başlar son görüşmelerinden beri neler yaptığını, yeni neler aldığını, nerelere gittiğini, konuyu komşuyu eşi dostu anlatmaya, hep gün aşırı telefonla konuşan kendileri değilmiş gibi. Ben sanki hep onunla yaşayan, her şeyi zaten bildiği varsayılan görünmez evlat.  Aslında ablamla daha sık görüşürler. Eşim göndermez beni annemlere pek. “Sen bana karşı negatif enerji ile doluyorsun annenlere gidince” der durur. O göndermese de onu takan kim? Kendim de gitmek istemem pek sık. Daha çok kavga ederiz benimkiyle gerçekten de. Annem de babam da kocamı eleştirmeden duramazlar. Onlar konuştukça kendimi daha çok kafeste gibi hissederim; ne çıkabilirim ne kanatlarımı açabilirim. Ne zaman onlara gitsem kendi gerçeğimle yüzleştirirler beni. Sırtımda taşıdığım onca yükle göz göze gelirim…

Arabanın penceresinden öylece düşüncelere dalıp gitmiştim annemlerin evine gelmişiz bile. Eşim arabayı park etti. İçimdeki sıkıntı yüzümdeki sahte bir gülümsemeye bıraktı kendini. Keskin çığlıklarımı kimseye duyuramayacağımı bilerek derin bir nefes aldım. Bugün içime negatif hiçbir enerji sokmamaya ve kendimi soğuk algınlığından korumaya kararlıyım. Çocuklarımın ucuz oyuncaklarını arabada bırakarak onlar için aldığım kocaman bir puzzle’ı yanıma aldım “hadi çocuklar bugün bu puzzle’ı anneannede bitirmeye çalışacağız anlaştık mı? Kahvaltıdan sonra başlıyoruz hemen.”

Bahar Erden

Uzm. Psikolog ve Aile Danışmanı